İYİ Ki ..

Her şey henüz 15 yaşında işlediğim basit bir suç sebebiyle cezaevine düşmemle başladı. O zamanlar kendimi, düşüncelerimi, doğal olarak da hayatımı kontrol edebilme olgunluğunda değildim tabii. “İçeri” girdiğimde bütün bedenimin nasıl bir anda buz kestiğini ve oradaki insanlara bakarken hissettiğim acıma duygusunu hala derinden hissedebiliyorum. Açıkcası hissiyat adına hatırladığım ve unutamadığım en mühim kesit diyebilirim hayatımda. Neyse, o insanların birbirlerinde ve bana karşı yaklaşımları gerçekten yaşanmadan anlaşılmaz. O kadar samimi ve gerçek ki insanların asıl yüzünü işte orada görebilmek ve hayatı orada tanıyabilmek her ne kadar acıysa da bir fırsat da diyebilirim. Gardiyanlar ilk sıralar başıma bir şey gelirse dert arkadaşlarım olarak düşündüğüm kişilerdi, fakat daha sonra onların da bu işi sadece geçimlerini sağlamak için yaptıklarını anladım. Pek fazla dostum olmadı içeride. Pek fazla güvenebileceğim insan yoktu da. Dedim ya insanların samimi ve gerçek yönlerini görüyorsunuz içeride.

Hayatımın dönüm noktasının Islahevine sevkimin olduğunu belirteyim. Nasıl olmasın ki, okula başladım orada. Artık okul hayatımın bittiğini ve burdan sonra beni dışarıda nasıl bir hayatın beklediğini kara kara düşünürken 8. Sınıftan örgün öğretimime başladım orada. Açıkcası oradayken en büyük korkum insanların bizlere karşı geliştirdikleri önyargılar ve hayata bir daha nereden başlayacağımı bilememem durumuydu. Şu an hala yanımdaki bir arkadaşıma veya herhangi birine geçmişim hakkında en ufak bir şey dahi anlatamıyorum. Bazen espriyle karışık bir şeyler söylüyorum inanmıyorlar. Aslında bu inançsızlıkları gerçeğe verecekleri tepkinin ipuçları, bunu biliyorum fakat şairin de dediği gibi “ANLATAMIYORUM” hiçbir şeyi.

Hayatta en çok istediğim şeylerden biri toplumumuzun bizlere karşı olan bu önyargılarından kurtulmasıdır. Çünkü bizler -çoğumuz- geçmişimize bakarak yarınımızı belirleyen insanlar değiliz. Fırsatlar verildiğinde birçoğumuz yaşantılarımızdan aldığımız dersler neticesinde vardığımız bilinçle hayatımızı şekillendirmeyi güzelleştirmeyi başarabiliriz. Başarmadık mı?

Ben şu andaAnkara’nın seçkin üniversitelerinden birinde okuyorum. Benim birçok arkadaşım yine çeşitli üniversitelerde okumaktalar. Ve benim bilmediklerim…

Ne yazık ki yukarıda belirttiğim durum ancak birilerinin bize destek vermeleri sonucunda gerçekleşiyor. Destek göremeyenleri de düşünmek istemiyorum. Aslına pırlanta gibi birer kalpleri olan bu çoğu arkadaşın tek eksiği, yaptığı yanlışın yanlış olduğunu bu insanlara onlarla gerçekten ilgilenerek anlatabilecek birtakım insanların yokluğu. Benim hayatımda olan insanların yokluğu. İşte bu noktada Öz-Ge Der’e ve ona bağlı olan “ÇEDAM”’a çok şey borçluyum. 8. Sınıftan tutun da şu an hala yaptıkları maddi ve manevi destekleri unutmak mümkün değil. Beynimde ağırlığını hissettiğim hayat mücadelesinde, “ben de varım” da onların destekleri benim için çok değerlidir. 8. Sınıftan sonraki tüm öğrenimimde her zaman yanımda oldular. Gerek aldığım karşılıksız özel dersler, gerekse oradaki tatlı insanların tatlı sohbet ve abilik ablalıkları. Ne bileyim işte herşey gerçekten sizinle çok güzel. İyi ki vardınız, iyi ki varsınız…